|
 |
· Bu bölüme okulda yaşadığınız bir anınızı eklemek için tıklayın. [ kapalı ]
· Mezun Özel sayfasına dönmek için tıklayın.
Eklenme tarihi: 10.03.2004
Gönderen: isimsiz
email: -
Mezun olduğu tarih: 2001
Lise 2 de fizik yazılısı olduk. bir hafta sonra Abdullah hoca sınıfta
notları açıklıyor . her not hakındada yorum yapyor . sıra bana geldi baktı
baktı ve olum xxxxxxx senin yazlı kaًğıdında hiç bir fiziksel bulguya
rastlayamadm...
Eklenme tarihi: 05.03.2004
Gönderen: Dursun Yıldız
email: fesleen2001@yahoo.com
Mezun olduğu tarih: 2003
Yaklaşık 15 kişilik ekipte herkesin hangi şiiri okuyacağı belli
olmuş ve herkes birkaç defa şiirini okumuştu.Melîke ve Şöhret büyük bir
iştiyakla çalışıyorlar ve bu arada emirlerindekileri ezmekten hiç geri
durmuyorlardı.Katı bir disiplini tesîs etmenin gayretindeydiler.Zâhirde herkes
bu dikta düzenine itaat etmekten rahatsız olmuyormuş gibi görünse de bâtında hâl
böyle değildi.Herkes yönetimin değişmesini istiyordu.Herkes yekvücûd olmuş
'Yönetim istifa' diye feryâd ediyordu,ama içinden.Kimse bunu belli etmeye bile
cesâret edemiyordu.Ben,Osman ve Hidâyet hariç.
Çalışmalara devam ediyorduk.Ama şiirleri,sene içinde defaatle
dinlediğimiz,âşina olduğumuz şiirler gibi kürsüye çıkıp,okuyup gitmek
olmazdı.Şiirlerimizi hoş nağmeler eşliğinde ve herkesin okuduğu şiire müteâllik
fotoğraflar olan bir mekânda okumalıydık.Bunlar için iki adet bilgisayar
ihtiyacı hâsıl oldu.Ve elbette bunları kullanacak iki arkadaş.Bu arkadaşların
Melîke ve Şöhret'le yakından münâsebetleri olacak ve belki çoğu zaman Melîke ve
Şöhret onlara muhtaç olacaktı.Çünkü ikisi de bilgisayardan kâfi denebilecek
kadar anlamıyordu.Elimize büyük bir fırsat geçmişti.Evet,iki erkeği onların
arasına yerleştirip onları içten çökertecektik.Böylece yönetimi ele geçirecek ve
müreffeh bir hayatı bu ekip içerisinde tesîs edecektik.Bu büyük dâvâ için Ferhat
ve Önder'i bilgisayar koltuklarına oturtmayı kararlaştırdık.Şimdi tek korkumuz
Melîke'nin onları reddedip oralara da iki kız oturtmak istemesiydi.Böylece
kadrolaşma harekâtı çok korkunç bir seviyeye ulaşmış olacak ve beş kızın
yönetiminde halk inim inim inleyecekti.Fakat korktuğumuz başımıza gelmedi.Ferhat
ve Önder kabul edildi.Aslen bu bir mecburiyetti.Kızlar asrî terakkilere karşı
pek hassas olamıyorlar,beyhûde işlerle meşgul olmayı tercih
ediyorlardı.Dolayısıyla okulumuzda da bilgisayardan anlayan kız sayısı yok
debebilecek kadar azdı hatta az denebilecek kadar yoktu.(Fakat kızların
meşgaleleri arasında müsbet bir tane vardı ki onu da inkâr etmiyorduk.Kızlar
yabancı dil öğrenimine daha meyillilerdi.Zîra kafa ütülemek için bir dil kâfi
gelmiyordu.)Mecburen Ferhat ve Önder'i kabul ettiler.Artık işler tersine
dönecekti.Sık sık Ferhat ve Önder\'in yanına geliyor ve lise 3 olmamızın verdiği
yetkiye istinâden bilgisayar koltuğuna oturuyor ve Osman'la powerpoint
çalışıyorduk.Elbetteki gayemiz powerpoint çalışmak değildi.O koltuğa oturmamız
aslında yönetimi ele geçirdiğimizin bir delîliydi.Bunu Melîke de anlamıştı.Hemen
Ferhat ve Önder'i egemenliği altına almak için çalışmaya başladı.Kimi zaman
onlara methiyeler dizerek,kimi zaman çeşitli ikramlarda bulunarak onları dilşâd
etmeye çalışıyordu.Ferhat ve Önder'de ciddi değişiklikler farkediliyordu
artık.Artık bize hiç îtibar etmiyorlar hatta tersliyorlardı.Her koltuk gören
böyle mi olmalıydı?Dâvâ adamı makam,mevkî gördüğünde dâvâsından vazgeçmeli
miydi?Saltanat-ı dünya ebedî miydiki?Artık bunları düşünür olmuştuk.Evvelden de
düşünmüyor değildik.
Ferhat ve Önder bilgisayarların arkasında menfî arzularının esîri
olmuş,sefâhet içerisinde yaşıyorlardı.Artık Önder'e 'a'nın üzerine bir şapka
dahî koyduramıyorduk.Kezâ Ferhat da öyle.İyice çökmüştük.Biz biraz parlamaya
çalışırken birden sönen mumları oynarken,Melîke bir güneş misâli yeniden tûlu
etmişti.
Duygu artık etliye sütlüye pek karışmıyordu.Daha çok etliyle
Şöhret,sütlüyle de Melîke alâkadar oluyordu.Duygu'ya pek lüzum kalmamıştı onlar
için.Zîra artık çok kısa bir zaman kalmıştı.
Nihayet beklenen gün gelip çattı.O meşhur 20.03.2003 tarihindeydik.Gün ve
ayın yine 2003 olması ilginçti.Okula ses teçhizâtı da gelmişti.Büyük
kolonlar,türlü mikrofonlar,renk renk ışıklar,vs.Hepsi hazırdı.Dinleti akşam
olacaktı.Akşama doğru son provamızı da yaptık ve pansiyona gidip hazırlanmaya
başladık.Bittabî bizim hazırlanmamız okul kıyâfetlerini çıkarıp,diğer
kıyâfetleri giymekten ibâretti ve kısa sürmüştü.Akşam yemeğini de yedik ve okula
geldik.Fakat ortalıkta hiç kız yoktu.Bu tabî bir haldi.Onların hazırlığı vakit
olsa aylar sürerdi.Nihâyet gürültüleri duyuldu.O da ne!Gelenler bizim kızlar
değildi.Birileri manken de davet etmiş olmalıydı.Gelenler her türlü zînet
eşyasına mâlik,müzeyyen hanımefendilerdi.Râyiha-i tayyibeleri bütün okula
sirâyet etmişti.Onların gelmesiyle okula sanki nevbahar gelmişti.Evet bunlar
onlardı.Peki biranda bu değişiklik nasıl olmuştu.Bu kızları anlamak ne kadar da
zordu.
O gece tıklım tıklım dolan çok amaçlıda muhteşem bir şiir ziyafeti sundu
arkadaşlarım.Öyle ki dinletiyi çok beğenen davetliler bütün Sivas'ı da şiirden
mahrum etmeye hakkımız olmadığını söylüyorlardı.Artık bu dinletiyi kültür
merkezinde de yapmak gündemdeydi.Yani intikam için bir fırsat daha!
(Sonrası sonra.....)
Eklenme tarihi: 03.03.2004
Gönderen: Şeyma Altınsoy
email: s_seyma_a@yahoo.com
Mezun olduğu tarih: 2001
Aslında uzun süre düşündüm buraya yazabileceğim hatıraları.aslında o
kadar çok ki; yurtta yaşananlar, yemekhaneden ekmek çalmalar, (hala aşçı mı orda bilmiyorum) mehmet ustayla kavga edip az kalsın 16 yaşımda adamdan dayak yiyecek olmam ve tabiki ahmet bey ve müdürün(eski müdür lütfü kengeç) odasındaki zor anlar.ama hepsi şuan herkesin yaşadığı olağan şeyler olduğundan ve bazılrının da
sadece olayın kahramanlarıyla konuşurken özel olacak yüzlerce hatıra.ama ben
bugün tüm 1998 girişli öğrenciler için özel olan Mehmet hocadan bahsetmek
istiyorum.biz ilk sınıftayken ingilizce derslerimize girerdi ve okuldaki tüm
sıkıntılrımıza bi ölçüdede olsa azaltırdı derslerde söylediği barışmanço
şarkılarıyla, geyikleriyle ve sınfta attığı parendalarla.Ve dönemimdeki bir çok
öğrencinin en çok ve yaşu an akbankta çalışıyor belkide tek bayıldığı
hocaydı.İstanbula geldikten sonra 2 -3 defa taksimde karşılaştık ve çok mutlu
olduk.(şu an akbankta çalışıyor.)yine eskisi kadar şeker ve yön
göstericiydi.kendisine burdan tekrar tüm sygımı ve sevgimi gönderiyorum umarım
bi gün bunları okur.
benden şimdilik bu kadar.herkese çok selam.aklıma hatıralar geldikçe
yazacağım.görüşmek üzere...
Eklenme tarihi: 13.02.2004
Gönderen: Dursun yıldız
email: d.yildiz@mynet.com
Mezun olduğu tarih: 2003
Anlatmak istediğim şey 2003'teki şiir dinletisi olacak.
Şiir dinletisinde şiir okuyacaklar yavaş yavaş belli oluyordu.Bu kişileri
seçme işini Ömer Faruk Hoca'nın yanısıra dönemimizin mümtâz şahsiyetlerinden
Melîke(Lûgat mânâsı kadın hükümdar demek)bizzat yapıyor,birçok şeyde olduğu gibi
şiirde de en iyilerden olduğunu ispâta çalışıyordu.Nihâyet ekip
belirlendi.Liderimiz olan Ömer Faruk Hoca gecegündüz başımızdan
ayrılmayıp,hepimizle tek tek ilgilenmesine rağmen,bu programın SFL talebelerinin
tamamıyle kendi ürünü olmasını istediği için Melîke'yi ekibimize baş îlân
etmişti.Bunu fırsat bilen Melîke,Ömer Faruk Hoca'nın olmadığı bir
zamanda,salonda ses çıkaran,ekibimizin küçük elemanlarını yani hazırlık ve
lise1'li kardeşlerimizi bahane ederek söze başlamış ve akabinde mağrûrâne bir
hitâbeyle mutlak hâkimiyetini salondakilere tavzîh etmişti.Artık herkeste
hertürlü cebânet emârelerini görmek hiç de zor değildi.Çünkü karşılarındaki
serfirâz bir müdîre ve kendileri(Biz demiyorum çünkü ben,Osman ve Hidayet böyle
bir dehâlet içinde değildik)aciz birer işçi gibiydiler.O günden sonra Melîke
hiçbir bîhadd davranışı mâzur görmüyor ve her geçen gün hâkimiyetini biraz daha
pekiştiriyordu.İlerleyen günlerde mûteber arkadaşlarımızdan Şöhret de Melîke'ye
yakınlaşıyor ve kısa bir zamanda Melîke'nin yegâne ortağı,vekîli olmayı
başarıyordu.Böylece Melîke'nin iktidarı daha bir kuvvetleniyordu.Hatta o kadar
kuvvetlenmişlerdi ki arasıra Ömer Faruk Hoca'yı bike tersleme cüretini
gösteriyorlar,O'nun tahtını ele geçirip okulumuzun edebiyât öğretmeni olmayı
olmayı planlıyorlardı.Bir dedikleri iki edilmiyor,iki dedikleri bir
edilimyordu.Hasıl-ı kelam her dedikleri harfiyyen yapılıyordu.Öyle ki bir
toplantımızda şiirleri ezberden okuma mevzuu konuşulmuş,Ömer Faruk Hoca böyle
bir mecburiyete lüzum olmadığını söylemiş fakat Melîke şiddetle reddetmişti.Ve
iki gün sonra,kağıda bakarak dahî zor okuyanlar,şiirlerini ezberlemiş,Melîke ve
Şöhret sultanların karşısında bülbül misâli şakıyorlardı(Buna biz de
dâhiliz).Ömer Faruk Hoca,hocamız olması hasebiyle Melîke ve Şöhret'in
mertebesine inmeyi doğru bulmuyor,belli ki biz talebelerinden bu kız egemenliği
karşısında birşeyler yapmamızı bekliyordu.Nitekim bizim de sabırlarımız taşmak
üzereydi.Evet birşeyler yapmalıydık..
Melîke ve Şöhret iktidarının bir de iktidar dışı ortağı vardı ki O da
memduh bir şahsiyet,Duygu.(Bütün bu ahvâl kızların şiirden,müzikten,fotoğraftan
ve topluluk idâresinden daha çok anladığı fikrini akıllara getirse de böyle
birşeyin mevzubahis olması elbette ki mümkün değildir.Zîra erkeklerin aklı ve
hissiyâtı kıllet veya illet içinde de değildir.Keza bu ekibe liderlik etmek
tamamıyle bir taleb meselesiydi ve bunu kızlar taleb etmişti.)
(Devamnıı;provalarda başımıza gelenler,bizim onlara yaptıklarımız,sevimli
şakalar ve nihayetinde kültür merkezinde yaşadıklarımız yani kız erkek
mücâdelesini bu şiir dinletisi vesîlesi ile anlatıcam.Daha sonra)
Eklenme tarihi: 05.02.2004
Gönderen: ¯`°²¤±«@c\'|\'iv€»±¤²°`¯
email: info@fenerbahcefan.com
Mezun olduğu tarih: 1999 (Lise 2 terk)
Lise 2. Sınıfın başında. Anlatacağım olayda Nadi, Resul, Yücel falan
vardı.(Nadi'yle Ahmet Bey'in Odaya birlikte 4. kez kagıttan
gidişimiz)Çömezlerle kağıt oynama suçundan Ahmet Bey'e şikayet edildik. Ahmet
Bey Akşam yemeğinde Resul'e
"iyi kağıt oynuyormuşsun, tayfanı topla gel de beraber oynayalım" der ve olay
başlar. Baya bi kalabalık olarak Ahmet Bey'in odaya gitmişizdir[bişey
yapmasın korkusuyla 14 kişi]. Adam sorar :
"bu kagıtlar kimin?"
kimseden cevap çıkmaz tabii. Herkese tek tek sorduktan sonra bu sefer
tokat,yumruk, tekme eşliğinde sormaya başladı.[tabii bizim strateji işe yaradı,
sonlara doğru 14 kişye girmekten adam yoruldu :)] Sonunda şu ana
hatırlayamadığım biri (galiba Yücel'di)
"hocam hep berabar aldık" dedi. Adamın rengi değişti, verdiği cevap
"oğlum kaç lira bu deste?".
-Hocam 200bin tl. -oğlum kuruş devri kalktı nasıl topladınız lan o parayı? [ bu
arada olay çığırından çıkmıştır tabii ] en sonunda kabak Yücel'in başına
patladı (resul sağolsun). Benim olan fenerbahçe armalı kağıtlar, Beşiktaşlı olan
Tücel'in sabıkasına geçti. Bu iyiliğini hiç unutmayacam Yücel,Seni rahmetle
anıyorum :)...
Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Sebahattin Yıldırım
email: sebahattin@sivasfenlisesi.net
Mezun olduğu yıl: 2002
1. bölümün devamı.....................................................................
herkes somestr tatiline bir önceki bölümde anlattığım üzere stres ile
girmişti...
on beş gün geçti ve biz okula geldik ve bu dört arkadaş sıra olduğumuz andan
itibaren tedirgin olmaya başlamıştık lakin artıkk olayın unutulduğunu
düşünüyorduk Aşagı yukarı bir hafta geçmişti ki 9 d sınıfının sınıf başkanı
olan üsamesınıf defterini muammer hocanın odasının odasına bırakaya gidince
hoca üsoya çeteni topla gel demişti.....!!!!!
Üsame olayı bize anlatınca biz kekleniyoz sandık ilkin sonra gerçekmiş...keşke
keklenseydikToplanıp gittik muammer hocanın odaya. savunmanızı yazıp ahmet beye
gidin dedi neyse oturduk dört kişi neredeyse aynı seneryayu barındıran
savunmaları yazdık bu savunma bir önceki bölümde yazdığıma çok benzerdi...
Ahmet bey bizi bir hafta süründürdü.....bugün git yarın gel
şimdi meşgulum sonra gel yemeğe gidiyorum akşam gel şeklindeki başından
savmalar bir hafta sürdü neyse gittik bi kez daha aldı bizi içeriye başladı
sorgulamaya savunmalara bakıyor sonrada bağırıp duruyurdu biz cama biri cıksın
diye kar atmıştık, o "niiiiyeeee devletinn binasına kar atıyorsunuzzzz
Teroristmisiniz siz " diye bağıyordu bizi de dinlemedi.En son lise
hayatınızda bir daha karşıma cıkarsanız sizi atarım dedi o günden sonra biz de
uslu uslu cocuklar olmaya karar verdik......
Eklenme tarihi: 17.01.2004
Gönderen: Gökhan Tan
Mezun olduğu yıl: 2003
Herkesin sonraki dersi beklediği sıradan bir tenefüs...Ziya ders
çalışıyor Sema testlere aşkını itiraf ediyor Fuat yine Ahmet Kayayla annesini
arıyor anlayacağınız kendi halimizde zararsız vaziyetteyiz.Unutmadan meşhur
10-B yiz(hocalara sorun anlatsınlar) .Derken tenefüsün bitimine doğru bizim
1.90lık kapının önünde karmaşa çıkıyor.Birini araya almışlar belli :) birden ne
olduğunu anlayamadan mustafa yanımdan rüzgar gibi geçti 'leeeee' sesi
eşliğinde kapıdaki gruba dalmak için birinin omzuna dayanarak hakan şükürün
belçika maçındaki gibi uçuyordu ki... dedim ya kapı 1.90 toplam yükseklik 2.30
Allah'tan kapının duvarı yıkılmadı :) neyse celalettin hoca duruma biraz
şaşırdı mustafada küçük bir kanama o günümüzde öyle geçmişti.Siz siz olun
kendinizi mustafa gibi matrixe salmayın . Fizik denen bir şey var dimi? 2003
Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Muhammed Şahin
email: muhammedsahin58@hotmail.com
Malum okulun yanında cami olmasından anlaşılacağı üzre dinibütün bir
okulduk.Sene 2002 ders ingilizce hocaysa şimdi adını hatırlayamadığım ancak
kısaca kestane dediğimiz son senemizde bize phonetic öğretmeye çalışarak
ingilizceden nefret etmemizi sağlayan bir adamdı Allah hidayet etsin. Bizimkisi
kendi hgalinde bişeyler anlatmaya çalışırken bizim arka dörtlüden Kekeç ,Serhat
,Mehmet "dızzzt " gibi anlamsız vede phonetic alfabesinde olduğunu iddia
ettikleri sesler çıkarmaya başlayınca bizim kesto dayanamayıp bunları
attı.Derken pencere kenarından da aynı seslerin geldiğini işittik. Tabi hoca
sesin sahibi Selman ıda attı . Selman çıkarken ceketini çıkarıp kollarını
sıvayarak kürsüye yürüdü. Herkes heyecanla Cıvık a bakıyordu.Derken beklenen
oldu ve Selman kapıya yöneldi , sırıtarak sınıftan çıktı.
Piston (11-A DAKİ PARTNERİM) şaşırarak "ne olluyo" der gibi bakınca ben de
dedim ki "Bizim vıcık hazır cemaati buldu ikindiyi kıldırmaya gidiyo " dedim.
NOT:Olayın üzerinden 2 sene geçti tam aklımda kalmamış biraz da ben kattırdım .
aten asıl muhtevası önemli!
Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Sebahattin Yıldırım
email: sebahattin@sivasfenlisesi.net
Mezun olduğu yıl: 2002
Soğuk bir kış gecesinde ilk dönemin bitmesine üç gün kala Sivaslıların
Sefil PanSiyoNdaki odasındaki arkadaşların Pansiyona legal ve illegal tüm
yolları deneyerek girmeye calışmasının disiplinle sonuçlanmasının hazin
hikayesi...
Akşam 18:30....
Herkes memleketine gitmiş...Bizim odanın kısmen sivaslı olmayan cihedini temsil
eden Adem'i Kayseri'ye yolcu etmek için yurttan ayrıldık.Ilık bir kış
gecesiydi Sivas'ın İstasyon caddesini ademin treninin geç hareket etmesi
nedeniyle birkaç saat gezmek durumunda kaldık...
Tamam.Ademi yolcu ettik.Daha sonra nede olsa sınav yok bu gece bizim gecemiz
dedik ve pansiyona geri dönüp felekten bir gece calalım istedik. Tüm
mühimmatları ayarlayıp Hepimiz SİVASLI olduğumuz halde yurda döndük.
Saat 00: 36....
İlk önce kapatılmış olan bahçe kapısının üzerinden komando tarzı bir hareketle
geçtik...
Grubumuz aslında fenlisesinin en akıllı uslugrubu sayılabilecek grubuydu.
Ben(sebahattin), Mehmet Ali(mali), Fatih Yılmaz Yıldırım(cıncık), Üsame(üsame)
vardık bu grupta.
Pansiyonun kapısına geldik ve kapalıydı.Daha sonra zaten herkes memlekete
gittiği için hiçbir odanın ışığın yanmadığını farkettik
Tek bir ışık sızıyordu 114 nolu odadan koşarak oraya gittik ve kartopu attık
penceresine... Birkaç kişi çıktı pencereye ve feryat figan ettik açın açın
diye....
Yusuf derler bizden iki dönem üstte bi Sivaslı daha vardı pencereye çıkanların
arasında ve abi edasıyla ben hallerderim dedi.
Biz de bulunduğumuz acziyetten dolayı hemen tamam dedik...
Bizi yurdun arkasına çağırdı ve karın kışın arasında arkaya kömürlerin yığıldığı
bölgeye gittik...
.......
Kömürlerin üstündeki merdivenle ayakkabılığın oradaki pencereye tırmandık.
Karşımızda kimleri görelim...
Hakan hoca dahil üç belletmen iki bekçi vs elemanlar vardı şok olduk...
Bize kapıya gelmemizi söylediler...
Biz biryandan donuyoruz bir yandan da olayın vehametiyle stres yapıyoruz...
Neyse...
Girdik bakalım içeriye belletmen Tugay Hoca odama gelin dedi. Biz de gittik.Biz
değil onlar gece yapıyordu. oda dağılmış çekirdekler yerlerdeydi... bizi
sorgulamaya başladılar yarım saat sürdü. Tamam yarın Muammer hocaya
gideceksiniz dedi..
Biz odamıza geçip türlü senaryolar hazırladık. Zaten çöm olduğumuzdan okuldan
atılırız biz bile dedik... Bir gece ancak bu kadar mahvedilirdi.
Başardık...Yurttaki tüm Sivaslılar evlerinde gecelemişti bizse 107 nin loş
ışığında korku dolu hikayeler yazdık sabaha kadar...
Tekrar belletmene gittik anlamadı..tekrar tekrar
En son tugay hocayı ikna ettik yanlız tüm bekçileri de ikna ederseniz olur dedi.
Perşembe günü iki bekçiden birine ulaştık tamam dedi...
Cuma karne günüydü... Biz törende müdür bizi çağıracak diye bile korktuk....
İkinci bekçiye ulaşamadık. neyse yaw bişey olmaz dedik...
Basıp eve gittik ama o sömestr tatilini de zehir ettik....Geri dönünce
olacakları düşünüyorduk............
..................Bölüm 1 in Sonu...............
Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Şamil
email: shaamel80@yahoo.com
Halen okuldalar mı bilmiyorum ama bizim zamanımızda iki tane kimya hocası vardı. Biri Vahap Bey diğeri de Baha Bey'di. Her nedense birbirlerinden pek de hoşlanmazlar hatta hoşlanmamanın ötesinde birbirlerine sürekli taş atmaktan da geri kalmazlardı.
Bir gün din dersindeyiz,hoca Hüseyin Bey ve konuda mezhep ve tarikatlar. Hoca
islamiyette ne kadar farklı tarikat ve mezhepler bulunduğundan ve bunların
bazılarının birbiriyle ne kadar zıt hatta düşman olduğundan dem vuruyor. Merak
ediyor hocaya somut bir örnek verebilir misiniz diye soruyoruz. Aldığımız yanıt
sonrası (her ne kadar hoca hiç birşey anlamamış olsa da) bütün sınıf kopuyor;
"Evet, evladım mesela Arabistan'da ki Vahabiler ve bunların öteden beri
kesinlikle hoşlanmadığı Bahailer.."
Eklenme tarihi: 03.01.2004
Gönderen: Ahmet
email: ahsalih@yahoo.com
Biz lise son oluncaya kadar hatırladığınız gibi Kimya laboratuarının yanında
Kimya zümre odası adı altında Baha hocanın odası vardı. Tenefüste bizim sınıftan
(tabi o zaman D şubesindeyim)birkaç kişi Baha hocayla muhabbet ederdik.
Hararetli tartışmalardan sonra Baha hoca zil çaldığını duyunca hadi sınıfa gidin
derse başlayalım dedi. Tabi biz gülüyoruz, Hocam bu tenefüse giriş ziliydi
dedik. Ve hoca sınıfa bile gelemeden dersi kaynatmış olduk.
|
|
|