· Bu bölüme okulda yaşadığınız bir anınızı eklemek için tıklayın. [ kapalı ]
· Mezun Özel sayfasına dönmek için tıklayın.


Eklenme tarihi: 10.03.2004
Gönderen: isimsiz
email: -
Mezun olduğu tarih: 2001

Lise 2 de fizik yaz‎ılı‎sı‎ olduk. bir hafta sonra Abdullah hoca s‎ın‎ıfta notlar‎ı aç‎ıkl‎ıyor . her not hak‎ındada yorum yap‎yor . s‎ıra bana geldi bakt‎ı bakt‎ı ve olum xxxxxxx senin yaz‎l‎ı kaً‎ğıdında hiç bir fiziksel bulguya rastlayamad‎m...


Eklenme tarihi: 05.03.2004
Gönderen: Dursun Yıldız
email: fesleen2001@yahoo.com
Mezun olduğu tarih: 2003

Yaklaşık 15 kişilik ekipte herkesin hangi şiiri okuyacağı belli olmuş ve herkes birkaç defa şiirini okumuştu.Melîke ve Şöhret büyük bir iştiyakla çalışıyorlar ve bu arada emirlerindekileri ezmekten hiç geri durmuyorlardı.Katı bir disiplini tesîs etmenin gayretindeydiler.Zâhirde herkes bu dikta düzenine itaat etmekten rahatsız olmuyormuş gibi görünse de bâtında hâl böyle değildi.Herkes yönetimin değişmesini istiyordu.Herkes yekvücûd olmuş 'Yönetim istifa' diye feryâd ediyordu,ama içinden.Kimse bunu belli etmeye bile cesâret edemiyordu.Ben,Osman ve Hidâyet hariç.

Çalışmalara devam ediyorduk.Ama şiirleri,sene içinde defaatle dinlediğimiz,âşina olduğumuz şiirler gibi kürsüye çıkıp,okuyup gitmek olmazdı.Şiirlerimizi hoş nağmeler eşliğinde ve herkesin okuduğu şiire müteâllik fotoğraflar olan bir mekânda okumalıydık.Bunlar için iki adet bilgisayar ihtiyacı hâsıl oldu.Ve elbette bunları kullanacak iki arkadaş.Bu arkadaşların Melîke ve Şöhret'le yakından münâsebetleri olacak ve belki çoğu zaman Melîke ve Şöhret onlara muhtaç olacaktı.Çünkü ikisi de bilgisayardan kâfi denebilecek kadar anlamıyordu.Elimize büyük bir fırsat geçmişti.Evet,iki erkeği onların arasına yerleştirip onları içten çökertecektik.Böylece yönetimi ele geçirecek ve müreffeh bir hayatı bu ekip içerisinde tesîs edecektik.Bu büyük dâvâ için Ferhat ve Önder'i bilgisayar koltuklarına oturtmayı kararlaştırdık.Şimdi tek korkumuz Melîke'nin onları reddedip oralara da iki kız oturtmak istemesiydi.Böylece kadrolaşma harekâtı çok korkunç bir seviyeye ulaşmış olacak ve beş kızın yönetiminde halk inim inim inleyecekti.Fakat korktuğumuz başımıza gelmedi.Ferhat ve Önder kabul edildi.Aslen bu bir mecburiyetti.Kızlar asrî terakkilere karşı pek hassas olamıyorlar,beyhûde işlerle meşgul olmayı tercih ediyorlardı.Dolayısıyla okulumuzda da bilgisayardan anlayan kız sayısı yok debebilecek kadar azdı hatta az denebilecek kadar yoktu.(Fakat kızların meşgaleleri arasında müsbet bir tane vardı ki onu da inkâr etmiyorduk.Kızlar yabancı dil öğrenimine daha meyillilerdi.Zîra kafa ütülemek için bir dil kâfi gelmiyordu.)Mecburen Ferhat ve Önder'i kabul ettiler.Artık işler tersine dönecekti.Sık sık Ferhat ve Önder\'in yanına geliyor ve lise 3 olmamızın verdiği yetkiye istinâden bilgisayar koltuğuna oturuyor ve Osman'la powerpoint çalışıyorduk.Elbetteki gayemiz powerpoint çalışmak değildi.O koltuğa oturmamız aslında yönetimi ele geçirdiğimizin bir delîliydi.Bunu Melîke de anlamıştı.Hemen Ferhat ve Önder'i egemenliği altına almak için çalışmaya başladı.Kimi zaman onlara methiyeler dizerek,kimi zaman çeşitli ikramlarda bulunarak onları dilşâd etmeye çalışıyordu.Ferhat ve Önder'de ciddi değişiklikler farkediliyordu artık.Artık bize hiç îtibar etmiyorlar hatta tersliyorlardı.Her koltuk gören böyle mi olmalıydı?Dâvâ adamı makam,mevkî gördüğünde dâvâsından vazgeçmeli miydi?Saltanat-ı dünya ebedî miydiki?Artık bunları düşünür olmuştuk.Evvelden de düşünmüyor değildik.

Ferhat ve Önder bilgisayarların arkasında menfî arzularının esîri olmuş,sefâhet içerisinde yaşıyorlardı.Artık Önder'e 'a'nın üzerine bir şapka dahî koyduramıyorduk.Kezâ Ferhat da öyle.İyice çökmüştük.Biz biraz parlamaya çalışırken birden sönen mumları oynarken,Melîke bir güneş misâli yeniden tûlu etmişti.

Duygu artık etliye sütlüye pek karışmıyordu.Daha çok etliyle Şöhret,sütlüyle de Melîke alâkadar oluyordu.Duygu'ya pek lüzum kalmamıştı onlar için.Zîra artık çok kısa bir zaman kalmıştı.

Nihayet beklenen gün gelip çattı.O meşhur 20.03.2003 tarihindeydik.Gün ve ayın yine 2003 olması ilginçti.Okula ses teçhizâtı da gelmişti.Büyük kolonlar,türlü mikrofonlar,renk renk ışıklar,vs.Hepsi hazırdı.Dinleti akşam olacaktı.Akşama doğru son provamızı da yaptık ve pansiyona gidip hazırlanmaya başladık.Bittabî bizim hazırlanmamız okul kıyâfetlerini çıkarıp,diğer kıyâfetleri giymekten ibâretti ve kısa sürmüştü.Akşam yemeğini de yedik ve okula geldik.Fakat ortalıkta hiç kız yoktu.Bu tabî bir haldi.Onların hazırlığı vakit olsa aylar sürerdi.Nihâyet gürültüleri duyuldu.O da ne!Gelenler bizim kızlar değildi.Birileri manken de davet etmiş olmalıydı.Gelenler her türlü zînet eşyasına mâlik,müzeyyen hanımefendilerdi.Râyiha-i tayyibeleri bütün okula sirâyet etmişti.Onların gelmesiyle okula sanki nevbahar gelmişti.Evet bunlar onlardı.Peki biranda bu değişiklik nasıl olmuştu.Bu kızları anlamak ne kadar da zordu.

O gece tıklım tıklım dolan çok amaçlıda muhteşem bir şiir ziyafeti sundu arkadaşlarım.Öyle ki dinletiyi çok beğenen davetliler bütün Sivas'ı da şiirden mahrum etmeye hakkımız olmadığını söylüyorlardı.Artık bu dinletiyi kültür merkezinde de yapmak gündemdeydi.Yani intikam için bir fırsat daha!

(Sonrası sonra.....)


Eklenme tarihi: 03.03.2004
Gönderen: Şeyma Altınsoy
email: s_seyma_a@yahoo.com
Mezun olduğu tarih: 2001

Aslında uzun süre düşündüm buraya yazabileceğim hatıraları.aslında o kadar çok ki; yurtta yaşananlar, yemekhaneden ekmek çalmalar, (hala aşçı mı orda bilmiyorum) mehmet ustayla kavga edip az kalsın 16 yaşımda adamdan dayak yiyecek olmam ve tabiki ahmet bey ve müdürün(eski müdür lütfü kengeç) odasındaki zor anlar.ama hepsi şuan herkesin yaşadığı olağan şeyler olduğundan ve bazılrının da sadece olayın kahramanlarıyla konuşurken özel olacak yüzlerce hatıra.ama ben bugün tüm 1998 girişli öğrenciler için özel olan Mehmet hocadan bahsetmek istiyorum.biz ilk sınıftayken ingilizce derslerimize girerdi ve okuldaki tüm sıkıntılrımıza bi ölçüdede olsa azaltırdı derslerde söylediği barışmanço şarkılarıyla, geyikleriyle ve sınfta attığı parendalarla.Ve dönemimdeki bir çok öğrencinin en çok ve yaşu an akbankta çalışıyor belkide tek bayıldığı hocaydı.İstanbula geldikten sonra 2 -3 defa taksimde karşılaştık ve çok mutlu olduk.(şu an akbankta çalışıyor.)yine eskisi kadar şeker ve yön göstericiydi.kendisine burdan tekrar tüm sygımı ve sevgimi gönderiyorum umarım bi gün bunları okur.

benden şimdilik bu kadar.herkese çok selam.aklıma hatıralar geldikçe yazacağım.görüşmek üzere...


Eklenme tarihi: 13.02.2004
Gönderen: Dursun yıldız
email: d.yildiz@mynet.com
Mezun olduğu tarih: 2003

Anlatmak istediğim şey 2003'teki şiir dinletisi olacak.

Şiir dinletisinde şiir okuyacaklar yavaş yavaş belli oluyordu.Bu kişileri seçme işini Ömer Faruk Hoca'nın yanısıra dönemimizin mümtâz şahsiyetlerinden Melîke(Lûgat mânâsı kadın hükümdar demek)bizzat yapıyor,birçok şeyde olduğu gibi şiirde de en iyilerden olduğunu ispâta çalışıyordu.Nihâyet ekip belirlendi.Liderimiz olan Ömer Faruk Hoca gecegündüz başımızdan ayrılmayıp,hepimizle tek tek ilgilenmesine rağmen,bu programın SFL talebelerinin tamamıyle kendi ürünü olmasını istediği için Melîke'yi ekibimize baş îlân etmişti.Bunu fırsat bilen Melîke,Ömer Faruk Hoca'nın olmadığı bir zamanda,salonda ses çıkaran,ekibimizin küçük elemanlarını yani hazırlık ve lise1'li kardeşlerimizi bahane ederek söze başlamış ve akabinde mağrûrâne bir hitâbeyle mutlak hâkimiyetini salondakilere tavzîh etmişti.Artık herkeste hertürlü cebânet emârelerini görmek hiç de zor değildi.Çünkü karşılarındaki serfirâz bir müdîre ve kendileri(Biz demiyorum çünkü ben,Osman ve Hidayet böyle bir dehâlet içinde değildik)aciz birer işçi gibiydiler.O günden sonra Melîke hiçbir bîhadd davranışı mâzur görmüyor ve her geçen gün hâkimiyetini biraz daha pekiştiriyordu.İlerleyen günlerde mûteber arkadaşlarımızdan Şöhret de Melîke'ye yakınlaşıyor ve kısa bir zamanda Melîke'nin yegâne ortağı,vekîli olmayı başarıyordu.Böylece Melîke'nin iktidarı daha bir kuvvetleniyordu.Hatta o kadar kuvvetlenmişlerdi ki arasıra Ömer Faruk Hoca'yı bike tersleme cüretini gösteriyorlar,O'nun tahtını ele geçirip okulumuzun edebiyât öğretmeni olmayı olmayı planlıyorlardı.Bir dedikleri iki edilmiyor,iki dedikleri bir edilimyordu.Hasıl-ı kelam her dedikleri harfiyyen yapılıyordu.Öyle ki bir toplantımızda şiirleri ezberden okuma mevzuu konuşulmuş,Ömer Faruk Hoca böyle bir mecburiyete lüzum olmadığını söylemiş fakat Melîke şiddetle reddetmişti.Ve iki gün sonra,kağıda bakarak dahî zor okuyanlar,şiirlerini ezberlemiş,Melîke ve Şöhret sultanların karşısında bülbül misâli şakıyorlardı(Buna biz de dâhiliz).Ömer Faruk Hoca,hocamız olması hasebiyle Melîke ve Şöhret'in mertebesine inmeyi doğru bulmuyor,belli ki biz talebelerinden bu kız egemenliği karşısında birşeyler yapmamızı bekliyordu.Nitekim bizim de sabırlarımız taşmak üzereydi.Evet birşeyler yapmalıydık..

Melîke ve Şöhret iktidarının bir de iktidar dışı ortağı vardı ki O da memduh bir şahsiyet,Duygu.(Bütün bu ahvâl kızların şiirden,müzikten,fotoğraftan ve topluluk idâresinden daha çok anladığı fikrini akıllara getirse de böyle birşeyin mevzubahis olması elbette ki mümkün değildir.Zîra erkeklerin aklı ve hissiyâtı kıllet veya illet içinde de değildir.Keza bu ekibe liderlik etmek tamamıyle bir taleb meselesiydi ve bunu kızlar taleb etmişti.)

(Devamnıı;provalarda başımıza gelenler,bizim onlara yaptıklarımız,sevimli şakalar ve nihayetinde kültür merkezinde yaşadıklarımız yani kız erkek mücâdelesini bu şiir dinletisi vesîlesi ile anlatıcam.Daha sonra)


Eklenme tarihi: 05.02.2004
Gönderen: ¯`°²¤±«@c\'|\'iv€»±¤²°`¯
email: info@fenerbahcefan.com
Mezun olduğu tarih: 1999 (Lise 2 terk)

Lise 2. Sınıfın başında. Anlatacağım olayda Nadi, Resul, Yücel falan vardı.(Nadi'yle Ahmet Bey'in Odaya birlikte 4. kez kagıttan gidişimiz)Çömezlerle kağıt oynama suçundan Ahmet Bey'e şikayet edildik. Ahmet Bey Akşam yemeğinde Resul'e
"iyi kağıt oynuyormuşsun, tayfanı topla gel de beraber oynayalım" der ve olay başlar. Baya bi kalabalık olarak Ahmet Bey'in odaya gitmişizdir[bişey yapmasın korkusuyla 14 kişi]. Adam sorar :
"bu kagıtlar kimin?" kimseden cevap çıkmaz tabii. Herkese tek tek sorduktan sonra bu sefer tokat,yumruk, tekme eşliğinde sormaya başladı.[tabii bizim strateji işe yaradı, sonlara doğru 14 kişye girmekten adam yoruldu :)] Sonunda şu ana hatırlayamadığım biri (galiba Yücel'di)
"hocam hep berabar aldık" dedi. Adamın rengi değişti, verdiği cevap
"oğlum kaç lira bu deste?".
-Hocam 200bin tl. -oğlum kuruş devri kalktı nasıl topladınız lan o parayı? [ bu arada olay çığırından çıkmıştır tabii ] en sonunda kabak Yücel'in başına patladı (resul sağolsun). Benim olan fenerbahçe armalı kağıtlar, Beşiktaşlı olan Tücel'in sabıkasına geçti. Bu iyiliğini hiç unutmayacam Yücel,Seni rahmetle anıyorum :)...


Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Sebahattin Yıldırım
email: sebahattin@sivasfenlisesi.net
Mezun olduğu yıl: 2002

1. bölümün devamı.....................................................................

herkes somestr tatiline bir önceki bölümde anlattığım üzere stres ile girmişti...

on beş gün geçti ve biz okula geldik ve bu dört arkadaş sıra olduğumuz andan itibaren tedirgin olmaya başlamıştık lakin artıkk olayın unutulduğunu düşünüyorduk Aşagı yukarı bir hafta geçmişti ki 9 d sınıfının sınıf başkanı olan üsamesınıf defterini muammer hocanın odasının odasına bırakaya gidince hoca üsoya çeteni topla gel demişti.....!!!!!

Üsame olayı bize anlatınca biz kekleniyoz sandık ilkin sonra gerçekmiş...keşke keklenseydikToplanıp gittik muammer hocanın odaya. savunmanızı yazıp ahmet beye gidin dedi neyse oturduk dört kişi neredeyse aynı seneryayu barındıran savunmaları yazdık bu savunma bir önceki bölümde yazdığıma çok benzerdi...

Ahmet bey bizi bir hafta süründürdü.....bugün git yarın gel şimdi meşgulum sonra gel yemeğe gidiyorum akşam gel şeklindeki başından savmalar bir hafta sürdü neyse gittik bi kez daha aldı bizi içeriye başladı sorgulamaya savunmalara bakıyor sonrada bağırıp duruyurdu biz cama biri cıksın diye kar atmıştık, o "niiiiyeeee devletinn binasına kar atıyorsunuzzzz Teroristmisiniz siz " diye bağıyordu bizi de dinlemedi.En son lise hayatınızda bir daha karşıma cıkarsanız sizi atarım dedi o günden sonra biz de uslu uslu cocuklar olmaya karar verdik......


Eklenme tarihi: 17.01.2004
Gönderen: Gökhan Tan
Mezun olduğu yıl: 2003

Herkesin sonraki dersi beklediği sıradan bir tenefüs...Ziya ders çalışıyor Sema testlere aşkını itiraf ediyor Fuat yine Ahmet Kayayla annesini arıyor anlayacağınız kendi halimizde zararsız vaziyetteyiz.Unutmadan meşhur 10-B yiz(hocalara sorun anlatsınlar) .Derken tenefüsün bitimine doğru bizim 1.90lık kapının önünde karmaşa çıkıyor.Birini araya almışlar belli :) birden ne olduğunu anlayamadan mustafa yanımdan rüzgar gibi geçti 'leeeee' sesi eşliğinde kapıdaki gruba dalmak için birinin omzuna dayanarak hakan şükürün belçika maçındaki gibi uçuyordu ki... dedim ya kapı 1.90 toplam yükseklik 2.30 Allah'tan kapının duvarı yıkılmadı :) neyse celalettin hoca duruma biraz şaşırdı mustafada küçük bir kanama o günümüzde öyle geçmişti.Siz siz olun kendinizi mustafa gibi matrixe salmayın . Fizik denen bir şey var dimi? 2003


Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Muhammed Şahin
email: muhammedsahin58@hotmail.com

Malum okulun yanında cami olmasından anlaşılacağı üzre dinibütün bir okulduk.Sene 2002 ders ingilizce hocaysa şimdi adını hatırlayamadığım ancak kısaca kestane dediğimiz son senemizde bize phonetic öğretmeye çalışarak ingilizceden nefret etmemizi sağlayan bir adamdı Allah hidayet etsin. Bizimkisi kendi hgalinde bişeyler anlatmaya çalışırken bizim arka dörtlüden Kekeç ,Serhat ,Mehmet "dızzzt " gibi anlamsız vede phonetic alfabesinde olduğunu iddia ettikleri sesler çıkarmaya başlayınca bizim kesto dayanamayıp bunları attı.Derken pencere kenarından da aynı seslerin geldiğini işittik. Tabi hoca sesin sahibi Selman ıda attı . Selman çıkarken ceketini çıkarıp kollarını sıvayarak kürsüye yürüdü. Herkes heyecanla Cıvık a bakıyordu.Derken beklenen oldu ve Selman kapıya yöneldi , sırıtarak sınıftan çıktı. Piston (11-A DAKİ PARTNERİM) şaşırarak "ne olluyo" der gibi bakınca ben de dedim ki "Bizim vıcık hazır cemaati buldu ikindiyi kıldırmaya gidiyo " dedim.

NOT:Olayın üzerinden 2 sene geçti tam aklımda kalmamış biraz da ben kattırdım . aten asıl muhtevası önemli!


Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Sebahattin Yıldırım
email: sebahattin@sivasfenlisesi.net
Mezun olduğu yıl: 2002

Soğuk bir kış gecesinde ilk dönemin bitmesine üç gün kala Sivaslıların Sefil PanSiyoNdaki odasındaki arkadaşların Pansiyona legal ve illegal tüm yolları deneyerek girmeye calışmasının disiplinle sonuçlanmasının hazin hikayesi...

Akşam 18:30....

Herkes memleketine gitmiş...Bizim odanın kısmen sivaslı olmayan cihedini temsil eden Adem'i Kayseri'ye yolcu etmek için yurttan ayrıldık.Ilık bir kış gecesiydi Sivas'ın İstasyon caddesini ademin treninin geç hareket etmesi nedeniyle birkaç saat gezmek durumunda kaldık...

Tamam.Ademi yolcu ettik.Daha sonra nede olsa sınav yok bu gece bizim gecemiz dedik ve pansiyona geri dönüp felekten bir gece calalım istedik. Tüm mühimmatları ayarlayıp Hepimiz SİVASLI olduğumuz halde yurda döndük.

Saat 00: 36....

İlk önce kapatılmış olan bahçe kapısının üzerinden komando tarzı bir hareketle geçtik...

Grubumuz aslında fenlisesinin en akıllı uslugrubu sayılabilecek grubuydu. Ben(sebahattin), Mehmet Ali(mali), Fatih Yılmaz Yıldırım(cıncık), Üsame(üsame) vardık bu grupta.

Pansiyonun kapısına geldik ve kapalıydı.Daha sonra zaten herkes memlekete gittiği için hiçbir odanın ışığın yanmadığını farkettik Tek bir ışık sızıyordu 114 nolu odadan koşarak oraya gittik ve kartopu attık penceresine... Birkaç kişi çıktı pencereye ve feryat figan ettik açın açın diye....

Yusuf derler bizden iki dönem üstte bi Sivaslı daha vardı pencereye çıkanların arasında ve abi edasıyla ben hallerderim dedi. Biz de bulunduğumuz acziyetten dolayı hemen tamam dedik...

Bizi yurdun arkasına çağırdı ve karın kışın arasında arkaya kömürlerin yığıldığı bölgeye gittik...

.......

Kömürlerin üstündeki merdivenle ayakkabılığın oradaki pencereye tırmandık. Karşımızda kimleri görelim...

Hakan hoca dahil üç belletmen iki bekçi vs elemanlar vardı şok olduk... Bize kapıya gelmemizi söylediler... Biz biryandan donuyoruz bir yandan da olayın vehametiyle stres yapıyoruz... Neyse...

Girdik bakalım içeriye belletmen Tugay Hoca odama gelin dedi. Biz de gittik.Biz değil onlar gece yapıyordu. oda dağılmış çekirdekler yerlerdeydi... bizi sorgulamaya başladılar yarım saat sürdü. Tamam yarın Muammer hocaya gideceksiniz dedi..

Biz odamıza geçip türlü senaryolar hazırladık. Zaten çöm olduğumuzdan okuldan atılırız biz bile dedik... Bir gece ancak bu kadar mahvedilirdi.

Başardık...Yurttaki tüm Sivaslılar evlerinde gecelemişti bizse 107 nin loş ışığında korku dolu hikayeler yazdık sabaha kadar...

Tekrar belletmene gittik anlamadı..tekrar tekrar En son tugay hocayı ikna ettik yanlız tüm bekçileri de ikna ederseniz olur dedi. Perşembe günü iki bekçiden birine ulaştık tamam dedi...

Cuma karne günüydü... Biz törende müdür bizi çağıracak diye bile korktuk.... İkinci bekçiye ulaşamadık. neyse yaw bişey olmaz dedik... Basıp eve gittik ama o sömestr tatilini de zehir ettik....Geri dönünce olacakları düşünüyorduk............

..................Bölüm 1 in Sonu...............


Eklenme tarihi: 11.01.2004
Gönderen: Şamil
email: shaamel80@yahoo.com

Halen okuldalar mı bilmiyorum ama bizim zamanımızda iki tane kimya hocası vardı. Biri Vahap Bey diğeri de Baha Bey'di. Her nedense birbirlerinden pek de hoşlanmazlar hatta hoşlanmamanın ötesinde birbirlerine sürekli taş atmaktan da geri kalmazlardı.
Bir gün din dersindeyiz,hoca Hüseyin Bey ve konuda mezhep ve tarikatlar. Hoca islamiyette ne kadar farklı tarikat ve mezhepler bulunduğundan ve bunların bazılarının birbiriyle ne kadar zıt hatta düşman olduğundan dem vuruyor. Merak ediyor hocaya somut bir örnek verebilir misiniz diye soruyoruz. Aldığımız yanıt sonrası (her ne kadar hoca hiç birşey anlamamış olsa da) bütün sınıf kopuyor; "Evet, evladım mesela Arabistan'da ki Vahabiler ve bunların öteden beri kesinlikle hoşlanmadığı Bahailer.."


Eklenme tarihi: 03.01.2004
Gönderen: Ahmet
email: ahsalih@yahoo.com

Biz lise son oluncaya kadar hatırladığınız gibi Kimya laboratuarının yanında Kimya zümre odası adı altında Baha hocanın odası vardı. Tenefüste bizim sınıftan (tabi o zaman D şubesindeyim)birkaç kişi Baha hocayla muhabbet ederdik. Hararetli tartışmalardan sonra Baha hoca zil çaldığını duyunca hadi sınıfa gidin derse başlayalım dedi. Tabi biz gülüyoruz, Hocam bu tenefüse giriş ziliydi dedik. Ve hoca sınıfa bile gelemeden dersi kaynatmış olduk.



anasayfa · öğretmenler · mezunlar · sfl collection · hatıralar · 11-C özel · 11-A · 11-B · lise 2'ler · site tasarımı
sivasfenliseliler.com © 2003. blue web team